ELLERİMİZİN BÜYÜK BOŞLUĞU Gece gece gece Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık. Oyun bitti, zifiri karanlıkta belalar uçuşuyor Dünyanın yalanları, uçakları ve bombaları arasında solup giden ömrümüzü Kuşa çeviren yasalardan, yönetmeliklerden, nizamnamelerden sıkıldık Telefon seslerinden, akıp giden televizyon görüntülerinden, bilgisayar tıkırtılarından, gazete hışırtılarından Alıp başımızı gitmek istiyoruz Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz Sana gelmek Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz
Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz Başımızın okşanmasını, gözyaşımızın silinmesini, kolumuza girilmesini istiyoruz Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz Rüzgârın sesini, ırmağın sesini, Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek, nanenin nane olduğu bir dünyayı yeniden isterken Seni istiyoruz aslında Bunu söyleyemiyoruz
Her yer gece, çok gece Ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim Çok yenildik yetmez mi Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında, bir ziyafetin ortasında, bir günahın tenhasında Büyütüp durduk siyahı
Kuşlar gibi bakarken Kuşlar gibi vurulan çocuklarla Çok yenildik yetmez mi Bir mermiyle değişirken dünyamız Kulağımızda uluslararası bir kınama Büyük büyük yokluk yurdunun uğuldayan sorusuyla giriyoruz toprağa Dünya değişti ama kapı nereye açılacak Biteni biliyoruz şimdi ne başlayacak
Bir çocuk oyuncağını alamamış Bir kız sevdiğini saramamış Bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu Bir adam paramparça bir çift göz için Birisi ekmek götürememiş evine Birisi aşk Birimiz dünyayı kurtaracak Birimiz yarını Birimizin aklı tutuşmuş yanıyor Birimiz bomboş kalbine bakıp birini anıyor Birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor Birimiz kıyametin koptuğuna inanıyor Geldik işte bunlar ellerimiz Açılmış bak, bilirsin ne diye Ki bilirsin, biz bu ellerle neler işledik Açtık işte bunlar ellerimiz Burası dünya Şu biziz Bunlar da ellerimiz Öyle açık, öyle acemi, öyle boş Öyle mahcup, öyle dalgın, öyle boş Öyle boş
Senin değil miyiz hepimiz Senin değil mi her şey Alırsın kime ne verirsin kime ne Ve bu açtığımız eller senin değil mi Senin değil miyiz hepimiz Rabbim Bir yıldız bir ağaç bir buğday tanesi kadar?
Kimsesiziz kime gidelim Yaralarımız var kime Sıcak birşey arıyoruz kime Merhamet istiyoruz kime Bağışlanmak istiyoruz kime gidelim Sorumuz ve cevabımız sen değil misin Yorgunuz kaybetmişiz dalgınız kırgınız küsmüşüz Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim Çok yürüdük yollar kayboldu yol olduk sana geldik Ne getirdim deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur. Mevlana İdris - tarifsiz bir günün ardından çok şey yazabilmek mümkün değil.Dünyanın öbür ucundan gelmiş, bir garip insancık o günün içine gelip düşüverdiyse hele... Uyanamadım sanki ben.Hala sarhoşum...Avuçlarımın içinde bir kitap hala, dönenip duruyorum.ve birkaç sufiane satır düştü içimden bugün... ''ey biçare, kapı kapanmamıştı ki açılsın''(r.adeviyye hz.) kapının kapanmadığını, geri dönüp koşma vaktinin bitmediğini biliyordum. Biten, azalan neydi? Sabır mı, tevekkül mü? Sormadım.Madem ki kapı açıktı...Vakit kaybetmemeliydi. -
Genç Werther'in Acıları - GOETHE o kadar hızlı başladı ve bittiki kitap, insanları, daha iyi anlamam için bu kitabın kasten önüme düşürülüverdiğine inandım.son sayfa,ölümle çevrildiğinde, kitap normal bir insanın delirmesini aşamalarla romanlaştırarak anlatmayı tamamladığında evet dedim.hepimiz biraz yakınız delirmeye... ve kitaptan; bildiklerimi herkes bilebilir, yüreğim sadece bana aittir.(125) ben önden gidiyorum.beni yaratanın, seni yaratanın yanına gidiyorum.Onun huzurunda bütün bunlara içerlemek istiyorum.sen gelene kadar O beni avutacaktır, sonra da seni karşılayacağım uçarak...(191) ah ne zaman sabah olur ki mezarda?Ne zaman uyan emri gelir? zerreitoz
birşeyler yazdım onca gün sonra.evet. bu içimde olup bitenlere dair hayra alamet. Ben bir şarkı,ben bir türküyüm.Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm, beni bir azizin nefesi uçurur, içimde Allah'ın korkusu durur...(s.karakoç)
insan için sadece uğrunda çalıştığı vardır(Kuran-ı Kerim) - İnsan yüreği bu, öyle üzerinde çokça konuşulmamalı.Tılsımlı bir şey şu yürek dediğimiz.cümlesiz, dua etmek tüm müslümanlar için ve şükretmek nefesler sayısınca...
Şöyle diyordu Mesnevi... Ümitsiz olma!bütün yollar kapandı dediğinde ''Allah sana kimsenin bilmediği bir patika açar'' Gülümsedim. Ah Mevlana!Bu kadar asır öteden gelip, tebessüm ettirdin bana... zerreitoz http://www.dailymotion.com/user/Hafiz114/video/x27kgz_quran-shaikh-nasheed-islam_music?hmz=707265766e657874 her nerede olursanız olun, Allah sizinledir.(ayet-i celile) Çiçek... Çocuk... Dua, düş.Bölünmüş bir parça kek...okurken ağlanılan bir kitap. Nefsin cahil davranışlarıyla mücadele.Bir sınav akşamında sükunet.Dünya nasıl bir yer Ya Rabbi? zerreitoz “Önemli olan Tanrı’ya içten inanmaktır gerisi önemsizdir” diye ilave ederler. Fakat bu “gerisi”Tanrı’ya içten inancı imkânsız hale getirirse ne olacak?Martin Lings, bütün olanlardan sıyrılma gayesiyle kaleme sarılmıştım yine... oysa derin bir sükutun tam ortasındaymışım yine kitaplar,ödevler,dualar,merasimler. oysa biraz tevekkül ve teslimiyet çözmeye yetecek yüreğimi. bazen, efendimizin (s.a.v)ötelerden şu koşturan halimize gülümsediğini düşünmek, ve tüm müslümanlar için dua ederken aminlerimize meleklerin eşlik edişini hayal etmek, bugünlerde payıma düşen tebessümler bunlar,bugünlerde aldığım bir kaç derin nefes... zerreitoz - www.darulkitap.com güzel bir net kütüphanesi. - ŞANI YÜCE ALLAH, KENDİSİNDEN UTANILMAYA HERKESTEN DAHA LAYIKTIR (Hadis-i Şerif.Muttafakun aleyh,Tirmizi,Hakim)
Mevlana Hazretlerinin pak gönül ikliminden, gerçek aşkla;
Men bende şudem bende şudem, bende şudem
Men bende be-haclet ser-efkende şudem
Her bende şeved şâd ki âzâd şeved
Ben şâd ez-ânem ki Türa bende şudem
Ben kul oldum, kul oldum, kul...Kulluk vazifemi hakkıyla ifâ edemediğim için mahcubiyetimden başımı önüme eğdim.Bir köle âzât edilince sevinir.Ben ise sana kul oldum diye seviniyorum yâ Rabb... - ''Af''nidalarım kaldı içimde, ne kötü ki yanyanalar kocaman kalp kırıklarıyla.Geçseydi sözüm yüreğime, ah!Ömer bin Abdülaziz'in katilini bağışlayışını anlattım O'na...Rabia'tül Adeviyye'nin evine giren hırsıza dahi nasihat edip elini boş çevirmeyişini...Duymadı, dinlemedi bile!
Biliyorum...Şimdi ''beni affet'' demek, duymaktır sesini şah damarımda, ''affetki affedeyim!''deyişini duymaktır... Merhametinden bir katre düşür gönlüme... zerreitoz
Duyarak büyüdüğüm sevgili dua
''Sevdir bize sevdiklerini,yerdir bize yerdiklerini! Yar et bize hep, erdirdiklerini...'' - Allahümme rahmeteke ercü(Allahım!Rahmetini ümit ediyorum)
Fela tekilni ila nefsi darfete ayn(Beni göz açıp kapatıncaya kadar nefsimle başbaşa bırakma)
ve eslih şe'ni küllehü(bütün hallerimi ıslah eyle)
La ilahe illa ente...
(Ebu Davud,edeb)
*İbn-i Şihap ez Zühri...(50-125) Tabii'nin büyüklerindendir.İsnadın(sened sorma, haberi kaynağına dayandırma)kural haline gelmesini ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Ömer bin Abdülaziz (r.a)'ın resmi tedvinle(hadislerin toplanması-yazılı hadislerin bir araya getirilmesi)görevlendiridiği mümtaz şahsiyet.Kendisi (Allah (cc)rahmete gark eylesin)duyduğu hadisleri hemen yazabilmek maksadıyla,tavaf sırasında dahi koltuğunun altında hadis sahifelerini taşır ve duyduğu hadisleri kaydedermiş.Azmin böylesi...Cemi cümlemizin başına. - İsmet Özel ' den bir cümleyle ''Mukaddes kitabımıza ve Rasulullah'ın sünnetine sarılmış olsaydık acaba bugün Müslümanların başına bunlar gelmiş olur muydu?'' Sır burda mı ki acep?
Hergün yeniden,bir daha, tekrar tekrar müslüman olmamız gerektiğini ileri sürersem, acaba hakikati ne ölçüde dile getirmiş olurum?Yaşadığımız hayat ve geçirdiğimiz günler, bana duygu ve düşüncelerimi bu istikamette teksif etmem hususunda adeta baskı yapıyor(İsmet Özel)
HAY ALLAH AFFEDESİCE!
Ne hoş tecellidir ki, büyüklerimizin kızgınlıklarını ifade edişleri bile rahmet duası!
Hz.Hüseyin (r.a)abisi Hz.Hasan(r.a)'ın oluşan fitne sebebiyle hilafeti Muaviye(r.a)'a
devrettiğini öğrenince, o anki duygularını böyle dile getirmiş ''Hay Allah affedesice!''
Fasih Ahmed Dede, bu beyiti efendimiz (s.a.v)için söylemiş olmalı, çünkü ancak O'na(s.a.v)yakıştırılabilir,''gülden fidanlık''vasfı...Ya da Mushaf-ı Şerif için yazılmış olmalı.Öyle bir sevgiliki,başında gül,elinde gül,cebinde gül,eteklerinde gül...Gül'den şifa!Bir gün yüreğinde bir yer ağrıdığında koy ruhuna, ''gerçekmiş!'' diyeceksin.ve yine, yüceler yücesinin kelamını tasdik edecek ruhun''O'nda mü'minler için şifa ve rahmet vardır'' Amenna ve saddegna!
ruhum yürüyüp çıkmış cismimden, gökteyim, yerdeyim, bir çiçek yaprağındayım.Mekanı yok kimliğimin bu vakit.Bir garip ahval içinde, hem darda hem huzurda.Ruhum zamandan kopuk, mekandan ayrı...Gökteyim, yerdeyim, bir çiçeğin yaprağındayım.
(*)-----)hazretleri
zerreitoz
“Sana ağır gelen o bir secde var ya,
binlerce secdeden alıp kurtarır seni.”
M.İKBAL
"Allah ile söyleşmede gerçek lezzet vardır" (Zunnûn-i Mısrî)
*Yaşamak!Bir ölüye sormalıyız, ne demek? Yakarıp durduğumuz haller içinde, nefes alıp vermenin değerini, başka kim hatırlatabilir ki bize?
*Oturup ağlayarak mı dilenir af!Asla!Kocaman hedeflerimiz olmalı, belki 12 den değil de 10dan vururuz. *Bir yerlerde birileri son nefesini veriyor, bir çocuk açlıktan ölmek üzere şimdi!Geç olmadan''Teşekkür'' etmeli değil mi artık?
Bir gün Allah dostlarından biri (k.s)sohbet halkasına gelir ve selam verdikten sonra, ''Bugünkü dersimiz sükut olsun'' buyurur.Bunun üzerine kırkbeş dakika kadar sükut eyledikten sonra dua ile sohbeti nihayete erdirir...Ders alabilmek... sureti yabancı kelimelere inat. zerreitoz
En güzel selam, üzerine ve tüm müslümanlar üzerine olsun...Rahmetle,Bereketle,Hayırla...
Burda olduğuna göre,beni özledinde geldin...Ya da benim de seni özlediğimi hissettin?
Geçen gün yazılara baktım,ve bu sayfayı neden oluşturduğumu anlamaya çalıştım,başarılıda oldum:)bu yazmak değil aslında,insanın ben yazıyorum diyebilmesi için,Üstad Necip Fazıl'ı,Mehmet Akif'i(rahmetullahi aleyh)Sezai Karakoç'u,Muhammed İkbal'i,Tolstoy'u,Dostoyevski'yi,İskender Pala'yı ve daha nice saymaktan aciz olduğum örnek şahsiyetli kalemi,okumuş olmaktan ziyade,içine çekmiş ve ruhuna sindirmiş olması gerek...
Benim kalemle derdim,içimi dökmekten ibaret bu vakit...Burdasın ve hala okuyorsuno zaman dinle,burdayım ve yazıyorum,çünkü kalbimi az biraz araladığımda mutluluk duyuyorum...
Pazar günü bir delilik yaptım,çok sevdiğim bir dostumu bütün vakit darlığı,imkansızlıklara rağmen ani bir ziyaretle sevindirdim,üç-beş dakika kadar yalnız kaldık,hasbihal eyledik,bıraksalardı,bahçelerde koşturur,elele şarkılar bile söylerdik...İçimize mutluluk doldu,rüya gibi bir yarım saat geçirdik...
Dün de bir dostumun kapısını başsağlığı için çaldım...
Şehrin kalabalığında,huzuru arayan adımlar büyüttü kadın.Caddeler,sokaklar,kalabalıklar,ve dahi dünyaya ait ne varsa bu vakit kadını sıkıyordu.Binalar dile gelmiş günahlarını sayıklıyor,yollar suçlarını yüzüne vuruyor,sokaklar ‘’bir an evvel yürü git’’ diyorlardı.O günlerce adım adım dolaştığı mağazalar,ışıltılı vitrinler bile, bugün O’nu çekmiyor,her şey bir ateş içinde yanıp tutuşuyordu…
Düşündü kadın,kalbinde yanan yeri yokladı.Evet yanıyordu kalbinin orta yeri.Futursuzca işlediği onlarca günahın deydiği kalp,orta yerinden tutuşuyordu.Kadın kalbine dönüp’’Bu zamana kadar yaşıyorduk ne güzel,şimdi ne oldu?’’diye sitemle sordu.Belli ki günaha doymuştu kalp,yorulmuştu dünya peşine koşmaktan,bunca yıl zevkten zevke koştuysa da kadınla beraber,hiç tatmin olmamıştı.Bugüne kadar kendisine verilen hiçbir tavsiyeye kulak asmazken,yabancı bir yazarın ‘’Tanrıyla konuşun’’önerisine takılıp kalmıştı.Ne saçma şey dedi kadın, Allah’la konuşulur mu?Ama kalbi artık O’nu dinlemiyor,sürekli arıza çıkartıyordu.Denemekten bir şey çıkmaz dedi kadın ve bütün kasırgasıyla beraber,kocaman bir şehri geride bırakıp caminin geniş avlusuna yönelmeyi başardı.Buranın iklimi başkaydı sanki,burada mevsim ilkbahar…Hiç kasırga yok,gürültü yok,kavga yok.İlerledikçe iklim daha da yumuşuyor,ılık bir rüzgar esiyor,pişmanlık yansıyordu her bir adımda…
Ve bir adım daha attı kadın…Kalbinin puslu yollarından geçe geçe,seccadenin pak yüzüyle buluştu.Cami…Başka bir ülke…Başka bir şehir…Hayır değil…Bambaşka bir mekan burası.Alıyor,götürüyor,kase kase huzur sunuyor insanın naçar ruhuna…Ve secde!Nasıl bir şey bu?Tanımı yok…Anlatılamıyor…
Ve kadın orda kalakaldı.Kalbinin durduğunu zannetti bir an.Yaşıyordu oysa,hayatında ilk defa yaşadığını hissediyordu.Zaman renk değiştirmişti.Burada mevsim ilkbahar,kesintisiz bir huzur var burada.Ama bir kadının pişmanlıktan tutuşan kalbi,sonbaharı yaşıyor…Benliğe dair ne varsa şimdi,hazan yaprakları misali,dökülüyor,ölüyor…Kadın secdede şimdi!Zaman renk değiştiriyor!Allah’la konuşuyor kadın!Gök kubbeye yükseliyor nidası,açılıyor kapılar,sonsuz damla gözyaşı,umudu kucaklıyor.Allah’la konuşuyor kadın!’’Sahibim’’diyor…’’Tek dostum,belki de dünyanın en günahkarı benim!Ama dünyadaki en pişman kul da benim…Beni duyuyorsun biliyorum.Varlığın içimi ısıtıyor,sana seslenebilmek,seninle dertleşebilmek,kanatlandırıyor ruhumu…Allah’ım sev beni!Ben dünyadaki en kötü insanım belki…Ama iyiliğe en muhtaç kulunda benim…Ben senin kapında bir arsız dilenci…Sadece merhamet dileniyorum…Sadece af…Ve sustu kadın,gözyaşları seccadeyi ıslattı,gül kokulu rüzgarlar esti durdu.Gözyaşı yağmurlarıyla söndürdü yangını...
Ve şimdi...
Zaman renk değiştirdi,akmıyor...
Herkes görsün bu vakit!Bir kadın ölüm giyinmiş dünya rengini,bin yerinden fütursuz hançerliyor!
Herkes şahit olsun ki…Bir kadın günahına ağlıyor…
Bir kadın var boşluğunda dünyanın,bir kapı halkasına can havliyle sarılmış,eşikten hiç ayrılmıyor bu vakit, af dileniyor…
Allah'ın bizi seyrettiğini unutmadıkça,günah işlememiz mümkün değil!
Aklım duman altı…Kalbimde kıyım…El yordamıyla yokluyorum kendimi,hayattayım.Nefes alıyorum hala,arada gülümsüyorum ve en derininden bir ‘’ah ‘’çekip dönüyorum düşünce dehlizime.Yorganı başıma çekiyorum,üzerime toprak serpilir gibi,bin defa bölünmüş uykucukların,kuytu sahralarına gömülüyorum…
Dost…Üzülme aklımın gelir-gider haline!Biz yolcuyuz şu dünyada,bak gelip geçiyoruz.Vaktimiz kısa,tepemizde yakıcı güneş ve dört yanımız ateş...Alev alıyor dünya bucak bucak,artık her şehir yarınlara korkuyla uyanıyor.Yıkılan,yakılan,unutulan şehirler,ölü insanlara ev şimdi...Ve dünya dönüyor,kan kokusuna karışan ağıtlarla...Peşi sıra çıldıran yüreğimiz,koşuyor, yoruluyor,büyüyor…Bu vakit haklıyız ağlaşmakta!Bu vakit bir damla gözyaşına sığmıyor karanlık,yerden kesiliyor ayaklarımız,ufkundayız acıklı rüyaların,her gece...
Yıkılıyor şehirlerin dar sokaklarına sığışan hayaller!Uçurtmalar füzelere takılıyor illaki!Ve her şen şarkı acıklı bir ağıt artık dilimiz de.Ninniler,annesiz çocukları,uyutmaya yetmiyor...
Yavaş yavaş anlıyoruz şimdi biz,kalbim ve benceğiz…Bize dert gerek yaren…Yoksa hesap günü gelip çatınca,ne deriz kanlı yüzüne çocuğun?Hangi bahane siler gözyaşını?Hangi bahane,O'nu sadece seyretmekle yetinen hodbin hakimiyyetimizi haklı kılar?Yoksa nasıl yetişiriz peygamber kafilesine…Kabir dar mesken,sırat kıldan ince…Vakit az,yol uzun ve güneş tepemizde,koşmalıyız,Hz.Ali’nin(r.a)peygamberimize hicretteki koşuşuyla,ve yara bere içinde de olsa ‘’geldim’’diyebilmeliyiz!Doğmayan sabahı,sapan taşını bir de kanlı yüzünü çocuğun,götürmeliyiz...
Çocuk savaşıyor...Tek başına...Kocaman bir dünyayla!
AH BEN KOCAMAN BEN!
BİR AHMAK NEFSİMLE SAVAŞAMIYORUM!
Defteri açıyoruz,eksiler artıları götürdü götürecek,günahlar sevapları yağmalamakta!Bir savaştır başlıyor son vaktinde gecenin.İrkiliyoruz ve anlıyoruz,cennet rahat yataklarda,tatlı uykularda kazanılmıyor…Bize dert gerek…
Pencere ayaz soludu uykuma…Işıkları söndürdüm diye içimde,gece çöktü pembe şehirlerime…Ve şiir…Ortasından yırtılmış bir defterin ortasında,yarım ve yırtık kaldı.Söylenmeliydi çığlık çığlığa belki,belki de çığlık çığlığa susmalıydı.Kararsızdı şiir,gitmekle kalmak arasında yazılıyordu, gül resimli pembe deftere…Şimdi suskundu defterde...Şair valizine gül renkli kalpler yükledi.Ve uzak bir beldeye doğru sürükledi yitik kalbini.Yalnız kalmak istiyordu,içine dönmek,kalem olmadan yazmayı öğrenmek istiyordu,konuşmadan anlaşılabilmeyi…
Gitti şair gölgesinin peşinden…Sürüklendiği bütün şehirlerde yeni şiirler buldu.Sahipleri ölmüş,hikayeleri yitirilmiş…Ağlamamayı öğrendi şair,annesiz kaldığında,sırtından vurulduğunda,hep kaybeden olduğunda, …Ağlayamamayı öğrendi…Hıçkırıklarının boğazında düğümlenişi,her şiirden daha acıklı,başka,bambaşka bir şiir yazdırıyordu kalbin kalemine… Yalnız kaldı şair,yüz binlerce insanın arasında,o gencecik,narin kalbinin ışıltısıyla baş başa kaldı…Ve şair o günlerde ömrü boyunca aradığını buldu.İçinin sesindeki şarkıyı dinledi…Kalbinin yitik hikayesi anlam kazandı.Şair, bir gece karanlığında,içinde bütün sevdiklerini yaşatan şehri terk edip giderken ve masalı bütün pembeliğiyle yarım kalırken,bir şeyi öğrendi…Duayı…O gece elinde valiz ve on binlerce çaresiz hikaye kaleminde,kalbi kırıntılardan ibaretken,yaratıcıya seslendi yürekten kopan bir feryatla…’’Beni senden başka kimse duyamaz…Bir duyan olsa imdadıma gelemez…Gelse elimden tutup yolum döndüremez…’’
Ve şairin duasıyla bölündü gece…Orta yerinden yırtılmış gül kokulu bir defterde,bir hikaye,bir şiir gibi…Her şey o şehirde kaldı,şairin bir an olsun ayrılmaya kıyamadığı hüzüncükleri bile. Huzurluydu şair ,barıştı geceyle.Şimdi dilindeki hoş seda, çok az kimsenin bildiği bir şarkıdan ibaretti.Şair yüz binlerce insanın arasında,dev gibi büyüyen bir yalnızlığın çığ noktasında,dua etmeyi öğrendi…Bir şiiri yeniden yazar gibi…Işığı keşfeder,çölde su sesi duyar,yağmurda doya doya ıslanır gibi.Islandı şair,O’nu dinleyen birinin varlığını hissettikçe,sırılsıklam cümleler arasında,ömründe ilk defa,içini döktü doyasıya…O bahar hiç yağmur yağmadı,ama şairin kalbi hep ıslaktı…Islandı şair,bir şiirin tam orta yerinde,giderken yalın ayak tek yürek,sırılsıklamdı…
Elini tutasım vardı dost...Bunca çığlık arasında seni çekip kendinden,pespembe bir dünyaya sokmak isterdim...Gitmiştin...Vurulmuştun...Dönemezdin....Çaresizliğimi anladım gözyaşlarında,dilimde bir duayla seni kanayan bir kalple başbaşa bırakırken...Son bir cümlem vardı sana... Unutma herşey kötü gidiyor olsa bile, BÜTÜN İPLER EN GÜZEL RABBİN ELİNDE...BUGÜNÜN,YARININ VE DAHA DA ÖTESİNİN...