20/11/2009 · Kategori: Gule Dair

Bilirsin, öyle çokça dokunmam kaleme,yahut, çokça yazıp silişlerim vardır kalbe dairliklerimi.Ama şimdi,içimde bir yerlere deydi bu satılar, herkes okusun istedim...
Bu,hepberaber okumamız gereken bir mektuptu.gönülden tebessümle size:)
*Benim Kur’ân’a olan ihtiyacım, yaptığı her şeyde hocasına başvurma ihtiyacı hisseden küçük bir öğrencinin örneği gibidir. Benim hocam ve başvuru merciim Kur’ân oldu. Hayatımın bütün detaylarında ona başvurdum. Hüzün üzerime geldiğinde ona yöneldim. Bir şeye sevindiğim zaman sevincimi onunla paylaştım. Yorulduğum zaman onunla dinlendim. Kur’ân sadece okunmak için değil bilakis üzerinde derin derin düşünmek için vardır. Yenilgi ve zaferin kanunları ondan öğrenilsin diye vardır. Kısacası Kur’ân, bir hayat nizamıdır.
*İşin gerçeği ben, birçok merhalelerden geçtim. Öyle zannediyorum ki bütün bu merhalelerde en önemli nokta insana bahşedilmiş veya bahşedilmemiş olan fırsatlardır. Bütün bu merhaleler için söylenecek en öncelikli söz ise “her hal u kârda Allah’a hamdolsun” olmalıdır.
İcazet almak istemesinin nedeni;

''Zira bir keresinde âlimlerden birinin huzurunda idik ve bizlere muttasıl sened ile bir hadis okudu. Düşünün bir kere bu senedin bir ucunda o âlimin dedesi duruyor, oradan önceki âlimlere ve sonra da Hz. Peygamber (s.a.v)’e kadar ulaşıyor.
Bu hadisi dinleyince sanki o âlimin bizim önümüzde bir ucu Hz. Peygamber (s.a.v)’e kadar ulaşan bir tünel açtığını hissettim. Bu ruhanî sılayı birebir yaşadım ve bedenimi bir titreme aldı. Bu duyguyu tasavvur edebiliyor musunuz? Bir düşünsenize içinde bulunduğunuz zaman diliminden bir anda kanatlanıp muttasıl/kesintisiz bir sened ile Hz. Peygamber aleyhi’s-salât u ve’s-selama kadar ulaşıyorsunuz. Bunda çok büyük bir bereket gördüm ve bu noktadan hareketle o berekete nail olmak için o senede ulaşmaya çalıştım. Bunun da bir yolu vardı ve o da beni bu yola ulaştıracak olan o değerli kıraat âlimlerinin sahip olduğu sened silsilesine sahip olmak ve böylece Hz. Peygamber (s.a.v)’e kadar ulaşan o bereket halkasına bir şekilde dahil olmak idi.''
Halid Miş’al/Rıhle Dergisi/sayı 4/Mülakat
harika bir dergi.acizane ilme dair içimde birşeyler var diyen herkes okumalı diyorum.
http://www.facebook.com/#/video/video.php?v=1266980589245&ref=mf
işte böyle...
-
yine tarihin içinden geçtik bugün,sevgili şehirdeki kiliseden çevrilmiş camilerden birinde namaza dururken, çok uzak çağlardan sesler duyar gibiydik.Biz üç kişiydik,şehrin dar sokaklarında,şehre aşık ve duacı...Defterimizin ön yüzünde hadisi şerifler,arasında alalacele yazılmış yemek tarifleri,yüzümüzde tebessüm.Yürüyorduk sanki,başka çağlara doğru...
göğe doğru seferlerdeyiz yine ya, Allah sonumuzu hayretsin:)
işte bunlarda güzel şehirden güzel fotoğraflar,:)
çekenlerden Allah razı olsun





-






-
İkinci AbdülHamid Han'ın yaptırmış olduğu Hicaz demiryolunda, Medine'ye ulaşan hattın son 30 km'lik kısmına bizzat padişahın emriyle keçe döşenir. Lokomotif şehre yaklaştığında hızını keser, yavaşça perona yanaşır. Yolcular parmak uçlarında inerler trenden, edeple, hürmetle... Keçe döşenen raylar, o kutlu beldeye duyulan hürmetten günün belli saatlerinde gülsuyuyla yıkanır...(sızıntı der.)
14/12/2008 · Kategori: Gule Dair
|
TİTO'NUN MÜTHİŞ İTİRAFI Ömrünün 50 yılını komünist ideoloji yolunda harcayan Salih Gökkaya, daha sonra İslâm'la müşerref olarak vefât etmiştir. 'Türkiye Komünist Talebe Teşkilâtı Başkanı' sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun şeref misafiri olarak Belgrad'a gitmiş ve ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret etmiştir. Onu, milyonlara hitap eden o dil ve çenesi düşmüş, eller ve bacakları tam bir değnek hâlini almış, gözleri yaşla dolmuş, dudakları titrer hâlde ve yüzündeki acı ifâdelerle görünce, teselli vermek için demiş ki:
'Efendim ölüm sizi korkutmasın. Belki maddeten aralarından ayrılacaksınız ama, yaptığınız inanılmaz hizmetinizle kalplerde ebediyyen yaşayacaksınız.' Tito, büyük bir pişmanlık içinde şu müthiş itirafta bulunur:
'Yoldaş, ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç birşey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün ölmek, yok olmak. Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş. İşte bu çıldırtıyor beni. Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, ünvan ve makamlardan ayrılmak. Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek. Ne korkunç birşey, anlamıyor musunuz?
Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükâfat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?
Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
İtiraf etmek zorundayım. Ben Allah'a, peygambere ve âhirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çâre değil. Düşünün, şu kâinatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır. Bence ölüm de son olmamalıdır. Mazlum gidenlerle, zâlimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezâsını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı.
Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!' Halit Ertuğrul / Kendini Arayan Adam |
|
Aynı zamanda 16.12.2008 tarihli Vakit Gazetesindede yayınlanmıştır. |
Gül'e Dair Kelimeler...

Dünyanın gelmiş geçmiş en güzel insanından(s.a.v) tevazu örnekleri;
Kendisine aşırı tazim gösteren kimselere ''Siz beni hakkım olan derecenin üstüne yüceltmeyiniz!Çünkü Allah Teala beni ''Rasul'' edinmeden önce kul edinmişti'' diyerek ikaz buyururdu(Heysemi IX,21)
Bu yüksek kulluk ve ahlak sebebiyle hiçbir zaman övünmezlerdi.Allah-u Teala'nın kendi üzerindeki nimetlerini sayar ''LA FAHRE; ÖVÜNMEK YOK.'' diyerek büyük bir tevazuya bürünürlerdi.(Tirmizi.Menakib 1,İbn-i Mace,Zühd,37)
ve Arap Şairlerinin şu içli seslenişi, aciz kelamımıza nokta olsun.
غداً نلقي احبه! محمداً و صحبه...
Yarın sevdiklerimizle buluşacağız!Muhammed(a.s)ve dostları ile...
(Kaynaklar:Muhammed Mustafa(s.a.v))Osman Nuri Topbaş/syf:50, syf; 117)
-
zerreitoz

Çekiştirip omuzlarımdan ''birşeyler söyle diyor!Nedir hükmü bir ruhu kana boyamanın?Yok mu bize düşen bir kelam!Bize sabır düşüyor...diyorum başımı önüme eyip.''Hiç bir cezası yok mu!?'' diye sitemle haykırıyor. Allahu alem -kul hakkı kapsamında- ''yüksek ateş'' deyip yatıştırmaya çalışıyorum.
-
Yüreğin yanıyor, aklın tutuşuyor ya, yüreği kan olsun!
-
Dünyadan cennete doğru bir yolum olsa...
Ve artık cennetime yaklaşmış olsam
R.Betül Çetin

Kelime!
Ses ol, çık yüreğimden...
Dilim, ne olur konuş...
-
R.Betül Çetin
Kadın şapka giye ki asıla?
Şapka İdamlarında Bir Kadın: Şalcı Bacı
Tanzimat'tan 12 Mart'a Kılık-Kıyafet ve İktidar, Cihan Aktaş:

Şapka Kanunu'na muhalefet ettiği gerekçesiyle idama mahkum olanlar arasında bir kadından da söz edilir. Bu, bohçacılık yaparak hayatını kazanan ve "Şalcı Bacı" diye tanınan bir kadındır. Gazeteci Nimet Arzık, bu olayı duyduğunda bir hikaye yazdığını ve adını "Şalcı Bacı Asılmağa Gidiyordu" koyduğunu anlatır. Nimet Arzık, Şalcı Bacı'nın "Şapka Kanunu'na Muhalefet suçundan asılacağı" kararına şaşırdığını, "candarmalar" onu iterek götürürlerken "Kadın şapka giye ki asıla?" diye sorarak geçtiği yollardaki "donuklaşmış" insanların içlerini kabarttığını da ifade eder.
Ve asıldı... Sarkmış bücudu ne kadar, ne kadar uzandı, Türkiye'nin her tarafına gölgeler salacak kadar uzun.
Cihan Aktaş